28 Ocak 2010 Perşembe

PATATESLİ-TUZLU KEK

Sevgili Pelin'in ( Pelinin Pastanesi ) "Patatesli-Tuzlu Kek"ini çok kereler misafirlerime sundum ama tarifini eklememiştim. Çok lezzetli oluyor, deneyin derim arkadaşlar. Pelin'in tarifi için buraya tıklayın. Ben ek olarak içine peynir ve maydonoz da ekliyorum. Bazen de haşhaş koyuyorum içine ve kırmızı pul biber. Her şekilde çok lezzetli oluyor. Tarif için arkadaşıma çok teşekkür ediyorum. Hımm... Bir de borcamda değil kek kalıbında pişiriyorum. Sevgilerimle...

ARŞIN MAL ALAN

Merhaba canlar. Dün çok keyifli bir gece geçirdik. Samsun Opera Ve Balesi şehrimizdeydi ve bize Üzeyir Hacıbeyov'un iki perdelik "Arşın Mal Alan" Operetini oynadılar.İlk kez operet seyrettim ve çok keyif aldım. Operet ve Üzeyir Hacıbeyov hakkında bilgiler burada. Sevgilerimle....
Not: Blog şablonumu değiştirdikten sonra "mesaj yazın" kısmını bir türlü düzeltemedim. Türkçe nasıl yazacağımı,nasıl düzelteceğimi bilen var mı? Bana mesaj yazmak için "read user's comments " kısmına tıklandığında mesaj kutucuğu açılıyor. Sevgilerimle....

26 Ocak 2010 Salı

SAKIZLI KURABİYE

Sevgili Yasemin'in blogunda ( Hayatın Ta Kendisi Lokantası ) bu harika kurabiyeleri görünce hemen denemeliyim dedim:-) Tarifi burada... Tarif için çok teşekkürler arkadaşım...

25 Ocak 2010 Pazartesi

DAMDAKİ KEMANCI

Selam şekerler... Hala evdeyim:-) Kar bi yağıyor, bi duruyor, sonra bir daha, sanki ilk kez yağıyormuş gibi hırslanıyor.... İçim ısınsın diye Bob Marley dinliyorum, çayı da unutmayayım tabi, sabahtan beri kaç bardak oldu? Dün akşam film izlemedik, bu hava uyuşturdu bizi, eşim bu sabah " sürekli uykumuz geliyor, yoksa biz ayı mıyız? " dedi:-)))) Gülerek uyanmak iyi geldi. Ama kararlıyım bugün dışarı çıkacağım. Şehir nasıl kar altında, görmedim. Kar eriyince pişman olurum sonra. Şimdilik bay bay...

TİPİ TİPİ...

Tekrar merhaba:-) Günde tek yazı yayınlamaya alışkın olunca başlarken ne diyeceğimi de bilemedim... Çok soğuk yahu, nasıl tipi var dışarıda bir görseniz... Kurabiye yapacaktım ama yumurtam kalmamış, güya bu gün markete gidecektim ben, akşamdan hava sadece yağmurluydu, hiç kar havası yoktu. Aslında pazar gününün tamamı yağmurlu ve kapalı bir havaydı. Biz de evdeydik, iki güzel film izledik.... Bugün hala evdeyim:-) Akşam yine film... Umarım elektrikler kesilmez... Yine gelebilirim, veda etmiyorum:-)

THE SOLOİST
Robet Downey Jr.' ı çok severim. Oynadığı her filmde çok ayrı bir etki yaratmayı başarıyor.
Filmin öyküsü şöyle: Juilliard’daki ikinci yılında şizofreniye yakalanan müzik dahisi Nathaniel Ayers, hastalığının ilerlemesi üzerine evsiz barksız kalarak Los Angeles sokaklarına düşer. Hayatını keman ile çello çalarak sürdürmeye çalışan Ayers'ın, zamanla hayatı değişmeye başlar.

Robert Downey Jr.'ın canlandırdığı Steve Lopez karakterinin gerçek hayattaki kitabından uyarlanan film, aynı zamanda rolü için bolca çello dersi alan metod oyuncusu oscarlı Jamie Fox'un da varlığıyla merak uyandırıyor. GRAN TORİNO
Filmin Konusu: Walt Kowalski ( Clint Eastwood), eşi yeni vefat etmiş bir Kore savaşı gazisidir. 50 yıldır yaşadığı Detroit'teki sokağının uzakdoğulular tarafından “işgal edilmesi”nden rahatsız olan, huysuz, ırkçı ve yanlızlığı seven bir kişiliktir Walt. Thao isimli bir Hmong (Güneydoğu Asya’dan gelen bir ırk) genci, vahşi çete başı kuzenini etkilemek için yan komşusu Walt’ın 72 model Ford Gran Torino’sunu çalmaya kalkışınca Walt tarafından yakalanır.

Thao’nun Gran Torino’yu çalmaktaki başarısızlığını cezalandırmak için Thao’ya sert bir ziyarette bulunmaya karar veren çete, Walt ve Walt’un çiftesi tarafından geri tepilir. Aslında Walt’ın amacı Thao’yu kurtarmak değildir, çete üyelerinin çimlerine basmasına sinirlenmiştir.

Günler geçtikçe diğer Hmong aileleri şükranlarını gösterebilmek için Walt’ın verandasına türlü hediyeler bırakır ve Walt’ı evlerine davet ederler. Zaman ilerledikçe bir zamanlar varlığına dayanamadığı “çekik gözlü”lerle kendi ailesinden daha çok ortak yanı olduğunu fark eden Walt, ayrıca Thao ile kendi evlatlarıyla yaratamadığı bir baba-oğul ilişkisi oluşturur. Fakat Thao’yu terörize eden çete bir türlü Thao’nun ve ailesinin peşini bırakmaz. Bu arada Walt’un çeteyi alaşağı edebilmek için kendi planları vardır.

GİRESUN KAR ALTINDA

Merhaba canlar. O kadar soğuk ki 4 resim çekebildim en düzgünü bu oldu:-) Balkonumdan görünen manzara bu, Giresun kalesi... Çarşamba günü bizim buralar -15 derece olacakmış, ben hava durumunun yalancısıyım...

YAPRAK DÖKÜMÜ

"Sen geçerken sahilden sessizce

Gemiler kalkar yüreğimden gizlice....."



ORHAN ATASOY

Türk sineması ve tiyatrosu iki büyük oyuncusunu kaybetti. kendilerine Allahtan rahmet diliyorum....

ERDİNÇ DİNÇER NEDİM DOĞAN



23 Ocak 2010 Cumartesi

TABUTTA RÖVAŞATA

Merhaba canlar. Bu ara hep filmlerden gidiyorum ama "Tabutta Rövaşata" çok sevdiğim filmlerden biri, paylaşmak istedim. Ahmet Uğurlu başta olmak üzere tüm oyuncuların harika performanslar gösterdiği çok keyifli bir seyirlik. İzlemediyseniz tavsiye ederim. Keyifli bir hafta sonu diliyorum herkese. Sevgilerimle...
Araba sevdalısı bir otomobil hırsızının hüzünlü öyküsü. Rumelihisarını mesken tutan Mahsun (Ahmet Uğurlu), evsiz-barksız işsiz ve kimsesi olmayan bir garibandır. Tüm dostları balıkçılardır. Sabahçı kahvesindeki çay borçlarına kadar herşeyine balıkçı dostlarından Reisin (Tuncel Kurtiz) sahiplendiği Mahsun, otomobil çalarak yaşamını sürdürür. Yaşamındaki tek tutkusu arabalardır. Geceleri çaldığı arabaları sabaha dek gezdikten sonra yerlerine bırakır. Çoğu zaman da onları garip bir coşkuyla, okşarcasına yıkayıp temizleyerek... Yine Reisin sayesinde sandelyeler üzerinde uyuklamaktan kurtulur ve kahvenin tuvaletine bakma işini üstlenir. Bir gün, kahveye gelen eroin bağımlısı kıza (Ayşen Aydemir) aşık olur. Birden dünyası değişen Mahsun, hiçbir karşılık beklemeden, yatacak yeri olmayan kıza odasını açar. Ne var ki beyazcı kız, eroin almak için bedenini, bu açılan odada erkeklere satarak Mahsunun saf dünyasında bir düş kırıklığı yaratacaktır.
Film müzikleri için: babazula.com
Konu alıntısı: sinematurk.com

19 Ocak 2010 Salı

HAYALLERİM, AŞKIM VE SEN...

Merhaba canlar. Türkan Şoray'ın bu filmini izlemediyseniz mutlaka tavsiye ederim. Hele filmin kahramanı küçük Çoşkun'un okulun bahçesinde şiir okuduğu sahneyi ayrı bir severim.
Bir yetimhanede büyüyen Çoşkun (Oğuz Tunç), çocukluk yıllarından beri ünlü sinema yıldızı Derya Altınay'a (Türkan Şoray) tutku dolu bir hayranlık duymaktadır. Küçücük yaşlarda başlayan bu düşsel hayranlık uğruna, yetimhanedeki çocukluk aşkı Rukiye'yi bile dışlayacak kadar gözü karadır. Derya Altınay, bir gün okula ziyarete geldiğinde, beyaz perdeden tanıdığı ünlü yıldızı büyük bir hayranlıkla izler. Bir an unuttuğu ilk aşkı Rukiye'yi, Derya Altınay evlâtlık olarak alıp götürecektir. Ünlü yıldızın hayalleriyle büyüyen Çoşkun'un artık tek amacı, Derya Altınay için bir senaryo yazmaktır. Genç adam bu konuyu, komşuları emekli edebiyat öğretmeni Hayati beyle (Müşfik Kenter), konsomatris Hülya'ya (Fatoş Sezer) açtığında, ona ünlü yıldızla tanışmasını önerirler. Çoşkun, Derya Altınay'ın evinin bulduğunda yetimhanedeki çocukluk aşkı Rukiye ile karşılaşır. Onun yardımıyla, yalnızca sinema perdelerinden ve bir de okula ziyarete geldiğinde izlediği kadınla tanışır. Oysa Derya, hayallerinde büyüttüğü ve bir "efsane" gibi gördüğü kadın değildir. Tüm sıcaklığına ve etkinliğine karşılık genç kadın yalnız ve mutsuzdur. Çoşkun, bu tanışmanın ardından onun için yazdığı senaryosununu bitirir. Ünlü yıldız, yeni bir kadın kişiliğiyle karşılaştığı senaryoyu çok beğenir ve böylece de filmin çekimine başlanır. Ne var ki senaryo filme çok farklı bir biçimde aktarılırken, Derya Altınay da eski filmlerinde olduğu gibi klişe bir kadın tipini tekrarlamak zorunda kalır. Böyle yozlaşmış bir sinema dünyasında, tutkunu olduğu yıldızın kişiliksiz teslimiyeti, Coşkun'u acı bir düş kırıklığına uğratır.
SİNEMA BENİM AŞKIM
Türkan Şoray Ntv'de programa başladı, adı; Sinema Benim Aşkım... İlk programı izleyemedim ama umarım bundan sonrasını kaçırmayacağım... Cumartesi akşamları 20:10' da. Onu ekranlarda görmek büyük keyif....

17 Ocak 2010 Pazar

CUMARTESİ GECESİ...

Selam canlar... Dün akşam dostlarımız sevgili Dilek ve Uğur abi misafirimizdi. Keyifli bir akşam oturması oldu, her ne kadar okey de yenilsek de:-) Fotoğraftaki güzel çiçeği Uğur abi getirdi, tekrar çok teşekkür ediyorum... Ben de onlara aşağıdaki mamaları hazırladım:-)PIRASA DİBLESİ ( deneyin derim arkadaşlar, nefis birşey:-)1 kase kadar pirinç yıkanır ve az tuz ekleyerek bir kapta haşlanır.1 kg pırasa ince ince halka şeklinde doğranır. 2 adet orta boy havuç rendelenir. Bir tencereye doğranmış pırasalar konur, ortasına bir çukur açılır ve havuç eklenir, en üste de pirinç konur. Tuz ve pul biber eklenir ve üzerinden zeytinyağı gezdirilir ( çok olmayacak, iki yemek kaşığı kadara yeterli ) Tencerenin ağzı kapatılır, orta ateşte, kendi buharında, su eklemeden 10 dk. kadar pişirilir. Afiyet olsun.

YOĞURTLU PATATATES
5 adet patates haşlanır, soyulur ve ezilir. Soğuduğunda içine tuz, kırmızı biber, nane, karabiber eklenir, karıştırılır ve bir kaba düzgünce yayılır. Üzerine sarımsak ve mayanoz eklediğiniz yoğurt dökülür. Üzeri sumak, nane ve kırmızı biberle süslenir. Afiyet olsun.
SAKIZLI MUHALLEBİLİ KEDİ DİLİ
1 pk. sakızlı muhallebi paketteki tarife göre hazırlanır. Kedi dilleri sütte ıslatılır. Kaseye önce muhallebi, üzerine muz, üzerine kedi dili ve en üste muhallebi gelecek şekilde dizilir. Muz ve çikolata rendesi ile süslenirMUZLU BİSKÜVİ TOPLARI (tarif sevgili Asiye'den )
1 pk. muzlu puding paketteki tarife göre hazırlanır. ( tariftekinden yarım bardak az süt ile ) Üç paket petibör bisküvi bir kapta minik parçalar halinde kırılır. Üzerlerine ılık puding dökülür ve top haline getirilerek hindistan cevizine batırılır. Üzerlerine meyveli sos dökülür. ( aynı tarifi kakaolu bisküvi ile yaptığınızda da harika oluyor, bir de sakızlı muhallebi ile yapıldığında, bir de içine fındık, fıstık, damla çikolata eklendiğinde:-)Afiyet olsun..
Menümüzde bir de poğaçalar varı, onları çok yayınladığım için fotoğraflamadım. Sevgilerimle...

15 Ocak 2010 Cuma

KIRIK KUCAKLAŞMALAR

Filmin konusu: Karanlıkta yazan, yaşayan ve seven bir adam. Bundan 14 yıl önce Lanzarote adasında geçirdiği korkunç trafik kazasında sadece görme yeteneğini değil, Lena’yı, yani hayatının kadınını da kaybetmiştir. O günden sonra kendi adını bir daha kullanmaz ve senaryo yazarken kullandığı takma adı Harry Caine ismiyle hikayeler yazmaya devam eder.

Açıklama:BEYAZPERDE

12 Ocak 2010 Salı

YUKARI BAK VE 9

Son dönem izleyip bayıldığım iki anime filmden bahsetmek istiyorum canlar....

"Up" bizde gösterime "Yukarı Bak" adı ile girdi. Eşiyle birlikte büyük bir macera yaşamak isteyen ama bir türlü başaramayan ve eşinin ölümü üzerine büyük macerasına atılmaya karar veren ve eşinin de hayalini gerçekleştirmek isteyen kahramanımızın yaramaz bir çocukla bilikte yaşadığı keyifli ! maceraya tanık oluyoruz. Çizimler harika, öykü şahane:-) Çok keyifli bir seyirlik size ve çocuklarınıza tavsiye ediyorum:-)

"9" ise sinemanın dahilerinden Tim Burton'un yapımcılığını üstlendiği anime film. 2005'de Oscar'a kısa metraj anime dalında aday olmuş, seçilmemiş ama Tim Burton'un ilgsini çekmiş ve uzun metrajını yapmışlar. Konusu ise; Kahramanımız "9" kıyamet sonrası dünyaya doğar ve makinelerin dünyayı ele geçirdiğini görür. Tesadüfen kendi gibi olan arkadaşlarını bulur ve makinelere karşı gelmek için plan yaparlar.


UP- YUKARI BAK
9