29 Ağustos 2008 Cuma

BALAD

BALAD
Ben böyle bir deniz görmedim ne kadar seni düşündüm
Gittim ne kadar bilmezsiniz ne türlü karanlık
Baktım ki biri yok o kentlerin, hiç olmamışlar gördüm
S bir kadın balkonunda baksam ne zaman olurdu
E sesinde yüzlerce trenler yürüdü Galile'de
Sizi bilmem ben galiba olmadım o dünyalarda
Salt bir it karalık akşam üstü denizlere doğru
Durmuş nasıl bu gökle bu yalnızlıklar yaşamada
Ne yaşanmışsa görmemişiz yaşanmış o kentlerde
Gittik gittik bizi bu surlar tuttu böyle kaldık.
Böyle güneşlere bayılıyorum çok güneşlere
Hafif otlar yürüyor evlere pis İstanbul'lara
Şey ile şeysiz geçiyorum o kapanık güneşlerde
Siz bir durma benim karanlığımı yadsıyorsunuz
Sokağa çıkmayın diyorum çıkmayın duymuyor musunuz
Benimle gelen o büyük sıkıntıdan gelenlerdi
Ta Galile içlerinden yürüyerek gelmişlerdi
Biriniz beni görmediniz ne kadar bağırdımsa
Denizler baktığın tüm o denizler gösterdi bana
Bir yalnızlık yeryüzündeki kapılar, bir o gördüm.
Sunu
Ben bütün çizgilerde oldum bütün o çizgilerde
Her sefer böyle geldi vurdu yaşamama bir deniz
Aldı bir yaşamadan bir yaşamaya kodu nasıl
Al bir çocuk vardı o korkularda o gecelerde
Büyük ulu sular yudu beni çokum artık nasıl
Bir deniz size de gelir vurur elbet anlarsınız
İLHAN BERK...

İLHAN BERK' E VEDA...


Necatigil'in deyimiyle 'şiirimizin uçbeyi' İlhan Berk, dün yıllardır yaşamını sürdürdüğü Bodrum'da, tam 90 yaşındayken hayatını kaybetti. İlhan Berk, şiirimizin, edebiyatımızın kendine has kişiliklerinden biri olmuştur. Şiiriyle olduğu kadar türler ötesi metinleri, defterleri, resimleri ve desenleriyle de tanınan bir imzaydı İlhan Berk. 1918 yılında Manisa'da doğar İlhan Berk. Şairin güçlüklerle geçen, tuhaf çocukluğu belleğinde önemli bir yer kaplar. Çocuk olma(ma)nın onun için ayrı bir anlamı vardır. "Sanki, çocuk olmamışım ben. (...)Öyle sanıyorum ki benim çocukluğum olmadı derken, babamı, bir onu düşünüyorum da böyle, diyorum." Berk, büyüdüğü evde babasını hiç görmez. Babası, şair doğduğunda, çekip gitmiş ve bir daha eve ayak basmamıştır. Sonraları genç İlhan Berk, babasının öldüğü haberini alınca hiçbir şey hissetmediğini söylecektir. İlhan Berk, babasının mezarı nerededir hiçbir zaman bilmemiştir. Sonraki yıllarda da "Bütün bir çocukluk çağı kapalı bir sandık gibi, bir kıyıya atılmış ve hiç açılmamıştı" dile anar o yılları. Şairin üç ağabeyi ve iki ablası vardır. Annesinin ise onun için yeri ayrıdır. "Annem dünya güzeliydi. Uzun boylu, incecik yüzlü, kâğıtlar gibi beyaz, duruydu. Nilüferler gibi de suskun gizemli." Çocukluğunun en belirgin anıları ise büyük ablası Huriye ile olanlardır. Huriye delidir. Yedi kişilik evlerinde tek başına bir odada kalan ablasıyla en çok iletişim kuransa İlhan Berk'tir. Çocukluğunda ve daha sonraları hayatında etkisi olacak bir diğer kişiyse yanında çıraklık yaptığı dişçidir. Şair, onun teşvikiyle okur. Ustası bir köy öğretmeninden dördüncü sınıfa kadar okumuş gibi bir belge alıp, onu beşinci sınıfa yazdırır. İlkokulu, ortaokulu onun yardımıyla bitirir. Öğretmen okulunu bitirene kadar desteğini görür. İlhan Berk, ilk şiirlerini ortaokulda yazar ve Manisa halkevi dergisinde yayımlatır. Berk, hiçbir zaman iyi bir öğrenci olduğunu düşünmez. Ama yazmak onun için bir tutkudur. Bu tutku ilkokulda başlar. O zamanlar bile yazmak Berk'i her şeyden, ailesinden, arkadaşlarından, dünyadan uzaklaştırır. Varsa yoksa şiirdir hayatı. İlk şiir kitabını on yedi yaşındayken 1935 yılında yayımlar. 1944 yılında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'nün Fransızca Bölümü'nü bitirir. Berk üniversiteyi bitirdikten sonra öğretmenlik yapmaya başlar. Şair, hiçbir zaman iyi bir öğretmen olduğunu da düşünmez. Çünkü onun asıl işi şiirdir. Öğretmenlik yaptığı zamanlarda yağmurlu günlerin dışında hep açık havada ders yaptırır öğrencilerine. Bütün sınıfı otların, çayırların üzerine yatırıp gökyüzünü baktırır. Sınıfta ders yaptığında da doğa üzerine dersler verir. İlhan Berk, bu yıllarda da yazmaya devam eder ve yeni kitapları bir bir yayımlanmaya başlar. Berk 1953 yılına kadar çıkardığı kitaplar ile gerçekçi bir şair görüntüsü sergiler. 1953 yılında Yenilik dergisinde yayımladığı 'Saint-Antoine'ın Güvercinleri' şiiri ile daha sonraları İkinci Yeni adını alacak akımın habercisi olur. Ve sonunda ilhan Berk İkinci Yeni şiirinin en önemli isimlerinden biri ve savunucusu olur. Ömrü boyunca yaşadığının bir belirtisi olarak yazar. Bu dünyada yaşadığının bilinmesini isteyen şairlerin başında gelir İlhan Berk. "Yazmak, bu anlamda, önce kendimi sonra da yeryüzünü varetmektedir. Yazmanın böyle bir anlamı var benim için. Bunun için gökyüzü kent orman saç su y harfi deniz birer sözcük değil, benim varolma edimlerimdir. (...) Açıklamak istediğim tek bir şey var: BEN." Şair 1970 yılında Ziraat Bankası'ndan emekli olunca eşiyle birlikte Bodrum'a yerleşir. Ölümüne kadar orada yaşar. İlhan Berk'in ölümüne kadar aralıksız yazmayı sürdürmesi ihtiyarlık düşüncesinin şairde var olmadığındandır. "Bende ihtiyarlık düşüncesi varolmadı. Bugün ihtiyar olduğum bu dünyaya bakarken, dünyaya bugün gelmişim gibi düşünüyorum. Bu yüzden ihtiyarlık bir sayı, bir sözcük olmaktan öteye gitmiyor bende." Yalnız ihtiyarlık değil ölüm düşüncesi de şairin vaktini hiç ayırmadığı sözcüklerdendir neredeyse. "Öte yandan, ölüm de bende bir sözcükten öteye gitmemiştir. Ona da kapalıyım. Ağaç, kuş, ot, saç, göz gibi bir sözcük ölüm de. Bir kitabın bir sayfasıdır sanki. Bir fotoğrafın arabıdır ya da. Boş bir bardak..."

Bu yazı yazılırken İlhan Berk'in 'Uzun Bir Adam' adlı otobiyografi kitabından ve Selahattin Özpalabıyıklar'ın hazırladığı 'A'dan Z'ye İlhan Berk' kitabından yararlanılmıştır.


( Bu yazı Radikal Gazetesi'nden alınmıştır.)

27 Ağustos 2008 Çarşamba

YAT GEZİSİ VE EVET DÖNÜŞ...

Burası kaldığımız site, çok temiz bir yer ve fiyatları da çok uygundu. Bu ağaçlar ise arkadaşımız kaldığı sitenin bahçesinde... Mersin çok uygun bir şehir, tatile gitmek isteyenler ve sürekli kalma isteyenler için ideal ( tabi sıcağa dayanmak şartıyla:-)
Bu biberler Umut'un annesinin balkonundan, çok güzel bir balkondu ve bahçe gibiydi...
Bir akşam balık yiyelim dedik. İlk defa roka yedim ( napiim burda yok, çok da merak ediyordum ama nefis bir bitkiymiş sanırım dikeceğim:-)

Bunu da özellikle çekmiştim ama adını unuttum çok ilginç bir tadı var anasonlu gibi kaya bişeysi ama - ah bu hafıza:-(

Bu resimler de yat turundan, beklediğimden çok çok iyiydi, 4 koy bir de adaya uğradık,deniz süperdi, ikramlar da çok iyiydi...



Turun ikramları...
Buz İncirmiş adı... çok ilginç bir meyve ( artık meyvemi bilmiyorum ben öyle dedim:-) Tadı kivimsi ama çok güzel denemenizi tavsiye ederim. Kaktüs gibi bir ağacı var.
Bunlar teyzenin defne yaprakları ve keçi boynuzu poşetleri...O sarı olanlar da lif içinmiş...
Kapari turşusu,tatdık çok lezizdi...
Ve dönüş yolu... Bu amca Adanalı, sağolsun tezgahını görüntülememe izin verdi. O kadar çok çeşit var ki, hepsi nefis. Cesaret edip şalgam suyu içtim ( cesaret dedim çünkü eşim senin damak tadına hiç uygun değil dedi) ama bayıldım süper bir tadı var...Ballı çeşniler ve turşular...

Mersinin en sevdiğim yanı boy boy keçiboynuzu ağaçları... Çok severim ben, hem kendisini hem pekmezini, bayılırım. Ama bi onların resmini çekmemişim,çok üzüldüm,inşallah başka zaman

KIZ KALESİ...

Hayatımda ilk kez zeytin ağacı gördüm, zeytini dalında gördüm...
Kız Kalesi muhteşem. Çok tahrip edilmiş, onarım geçirmiş ama yine de çok güzel...


Kız Kalesine gölgemi bıraktım:-)











Gitmeden yemek yedik, herşey süper acılı:-)))

Yufkacı abla... Saniyede börekler açıyor,maşallah nazar değmesin...
Burası kız kalesinini hemen karşısında,adını unuttum şimdi ama kaleye gitmeden önce mutlaka uğranmalı.
Ağaçlar süper bana mitolojik dönem hikayelerini hatırlattı... Sanki kutsal birşeyler var gibi ardlarında...